


HÜSEYİN AĞAOĞLU
huseyinagaoglu@turkiyesesver.com
HANGİSİ "MUHTEŞEM"
Tarihimizi anlattığını iddia eden iki farklı çalışma...
Ekranların yeni gözdeleri tarih kokan yerli diziler. Tarih kokan diyorum, çünkü bu dizilerin anlattıkları tarihi gerçeklerden ziyade tarih sosu serpiştirilmiş aşk, entrika, ihanet ve yalan-dolanın bol olduğu senaryolar gibi duruyor.
Dünya tarihinin devlet idaresi ve askeri başarı anlamında belki de en parlak dönemlerinin başında gelen Kanuni Sultan Süleyman devrini 3-5 kadının birbirini boğazlamak için çevirdiği entrikaların gölgesinde bırakmak ve bu “yalan rüzgarı” vari prodüksiyona “Muhteşem Yüzyıl” adını vermenin başka bir gerekçesi olamaz zira. Sen adaletinle yedi düvele nam salacak ve “Kanuni” ünvanını alacaksın, adını duyan herkes önce bir derin nefes alacak, devletinin sınırlarını kat be kat artıracaksın ama senin hayatını ve yaptıklarını anlatma iddiasıyla yola çıkanlar; ömrünü savaş meydanlarında değil de daha çok yatağında başka başka hatunlarla geçirdiğini anlatacaklar...
Bugün bunu yapanların yarın öbür gün aynı şeyleri Atatürk’e yapmaları durumunda kimin söyleyecek ne sözü kalacak? Atatürk ne kadar bizimse, Kanuni de, Fatih de, Selim de o kadar bizim değil mi? Sırf bir avuç reyting uğruna tarihi modifiye etmek bu kadar basit olmamalı.
İşte bu sorular, sıkıntılar ve duygu yoğunluğu içinde günlerce tanıtımı yapılan ve Türkiye’nin en fazla para harcanan filmi diye lanse edilen Fetih 1453’e gittim. Fragmanları çok etkileyiciydi. Daha çok yabancı filmlerde görmeye alıştığımız, gerçeğini aratmayan savaş sahnelerinin olduğu izlenimini veriyordu. Bu yüzden beklentilerin bir hayli fazla olmasına yol açıyordu.
Oyuncu kadrosu hiç de televizyondaki dizi kadrosu kadar anlı şanlı değildi. Ama sinemanın büyülü havası kaliteyle buluşunca alıp götürüyor sizi. Kusur bulmak istedikten sonra elbette armudun sapı üzümün çöpü diyerek başlayabiliriz sıralamaya. Ama günümüzdeki benzerleriyle kıyaslandığında gerçek muhteşemliğin Fetih 1453’de olduğunu söyleyebilirim. Ve böylesine yürek titreten bir filmin Türkiye’den çıkmış olması da ayrı bir gurur vesilesi olmalı.
2 saati aşkın bir süre 1 saniyesini bile kaçırmamaya özen gösterdiğim bu prodüksiyonda hepi topu 10-15 kadın gördük, 3’ünün sesini duyduk. Çünkü 15. Yüzyıl’da tarihe yön verenler kadınlar değildi. Hele hele bu kadınlar, devlet terbiyesiyle yetiştikten sonra ucuz sokak kadınları gibi saç saça baş başa birbirine girecek kadar cahil de değillerdi. Onların sorumluluk alanları çok farklıydı. Ve tarihi anlatan bir filmde onlara çok fazla yer olmaması gayet doğaldı.
Belki de yaptığım yanlıştı ama insan ister istemez bu iki çalışmayı kıyaslamak zorunda kalıyor. Biri bir devrin kapanıp yeni bir devrin altına atılan “Türk” imzasını görkemli bir şekilde anlatıyor; bir diğeri ise belki öncekinden de ihtişamlı geçen bir dönemi bir harem dairesine sıkıştırıyordu.
Hal böyle olunca sormadan edemiyoruz. Hangisi “muhteşem”?
20-02-2012 - 09:56


YAZARLAR
ANKET
Fatih Portakal'ın ilk kitabı ses"SİZ" i nasıl buldunuz?
Çok iyi
İyi
Sıradan
Ekrandaki gibi sıcak ve akıcı
Kötü
Fatih Portakal'dan daha iyisini beklerdim

EN ÇOK OKUNANLAR

HAVA DURUMU
Parçalı ve çok bulutlu, bu akşam saatleri ile yarın (Pazar) sabah saatlerinden itibaren aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.




